hayli sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte hayli kelimesinin manası:

  1. Epey, oldukça çok
    Örnek: Akşamları Zeyno, çeşme başında hayli zor bir duruma düşüyordu. H. E. Adıvar
  2. Oldukça.

hayli ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • bir hayli: Epey, çok, hayli. Oldukça. Devamını Oku

  • oldukça: Yetecek kadar, epey, hayli Örnek: Geceyi oldukça rahat geçireceğinizi ümit ederim. R. H. Karay Devamını Oku

  • epey: Az denmeyecek kadar, oldukça, hayli, epeyi, epeyce, epeyice Örnek: Epey yürüdü ve üç sokak daha değiştirdi. T. Buğra Devamını Oku

  • hayli adüv: Düşman sür–uşu–, düşman güruhu. (Osmanlıca’da yazılışı: hayl-i adüv) Devamını Oku

  • pretty: Güzel, hoş, sevimli, latif İyi, âlâ Devamını Oku

  • a good: Epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey kaldı. A good many of the camellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek açmışŸtı. en az: They waited a good ten minutes. En az on dakika beklediler. ” Devamını Oku

  • pretty difficult: Epey zor, hayli güç. Devamını Oku

  • quite: Tamamen, tam olarak, bütünüyle, iyice, oldukça, epey, bayağı, su katılmadık, pek, gerçekten, büsbütün, elbette Tamamen, bütün bütün, her yönüyle, gerçekten, hakikaten Devamını Oku

  • birçok: Oldukça çok, sayısı belirsiz, bir hayli, müteaddit Örnek: Bu satırları, birçok mektuba biraz cevap olsun diye yazıyorum. H. E. Adıvar Devamını Oku

  • sıkıntılı: Sıkıntısı olan Örnek: Ağrılar kesilmeyince çok sıkıntılı vaziyete düştüm. R. N. Güntekin Sıkıntı veren, kasvetli, meşakkatli, mukassi Örnek: Son birkaç yılındaki oldukça sıkıntılı durumu bir yana bırakılacak olursa, maddi bakımdan rahat, ortanın epey üstünde bir hayatı olmuştur. A. Ş. Hisar Devamını Oku

  • hazırlanmak: Hazır olmak, kendini hazırlamak Örnek: Bir bayram günü, bütün köy halkı, o ikindi yapılacak deve güreşini seyretmeye hazırlanıyordu. A. İlhan Hazır duruma getirilmek Örnek: Şimdi adanın lüks otellerinde akşam yemeği hazırlanıyordu. Halikarnas Balıkçısı Devamını Oku

  • acımak: Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak. Acılı, ağrılı olmak Örnek: Şaşkınlığından bir kestane yığınına çarptı, canı acıyordu. S. F. Abasıyanık Başkasının acılı durumundan üzüntü duymak Örnek: Bu boş localar, boş sandalyeler karşısında yorulan sanatkârlara acıyordum. M. Devamını Oku

  • derinleşmek: Derin duruma gelmek Örnek: Akşamları derinleşen duygularım vakarlı ve içli lisanıyla konuşmaya başlardı. A. Ş. Hisar Ses kaynağı uzaklaşarak az duyulur duruma gelmek Örnek: Şimdi uzaklaşan yörük hayvanlarının derinleşen çıngırak seslerini işitiyor. Ö. Seyfettin Bir konuda köklü, sağlam bilgi edinmek, bilgisini genişletmek. Devamını Oku

  • goodish: İyice, oldukça büyük, epey, bayağŸı Devamını Oku

  • a good distance off: Epey uzakta, oldukça uzak Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar