hikmet sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte hikmet kelimesinin manası:

  1. Bilgelik.
  2. Sebep, gizli sebep
    Örnek: Ben artık korkmuyorum her şeyde bir hikmet var / Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar. Z. O. Saba
  3. Özlü söz, vecize
    Örnek: Biz bize benzeriz sözü ile millî hikmetlerimizin en doğrusunu söylemişiz. F. R. Atay
  4. Fizik.
  5. Felsefe.
  6. Tanrı'nın insanlarca anlaşılamayan amacı.
  7. Bk. bilgelik
  8. Bk. düşünbilim
  9. Bk. sağsöz
  10. Bk. uzsöz
  11. 1. hakimlik, feylesofluk. 2. sebeb, gizli, allah'ın hikmeti. 3. felsefe. 4. ahlaki söz, öğüt verici, kısa öz, öğretici söz.
  12. Neden, gizli neden.
  13. Allah'ın insanlarca anlaşılamayan amacı.
  14. Özlü söz, vecize.
  15. İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakimlik. Eşyanın ahvalinden, harici ve batini keyfiyetlerinden bahseden ilim. (Buna İlm-i Hikmet deniyor)
  16. Bk. fizik

hikmet ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • fenni hikmet: Felsefe bilgisi. (Bak: Hikmet) (Osmanlıca’da yazılışı: fenn-i hikmet) Devamını Oku

  • desatiri hikmet: Hikmet düsturları. Hikmet ve maslahatın iktiza ettirdiği kaideler. (Osmanlıca’da yazılışı: desatir-i hikmet) Devamını Oku

  • teennii hikmet: Hikmetin yavaş yavaş ve akıllıca gibi, en faydalı şekilde zuhuru.(Nasılki bir ekmeğin vücudu; tarla, harman, değirmen, fırına terettüb eder. Öyle de, tertib-i eşyada bir teenni-i hikmet var. Hırs sebebiyle teenniyle hareket etmediği için o tertib-i eşyadaki manevi basamakları müraat etmez. Ya atlar düşer ve yahut bir basamağı noksan bırakır; maksada çıkamaz. M.) (Osmanlıca’da yazılışı: Devamını Oku

  • teennii hikmet: Hikmetin yavaş yavaş ve akıllıca gibi, en faydalı şekilde zuhuru.(Nasılki bir ekmeğin vücudu; tarla, harman, değirmen, fırına terettüb eder. Öyle de, tertib-i eşyada bir teenni-i hikmet var. Hırs sebebiyle teenniyle hareket etmediği için o tertib-i eşyadaki manevi basamakları müraat etmez. Ya atlar düşer ve yahut bir basamağı noksan bırakır; maksada çıkamaz. M.) (Osmanlıca’da yazılışı: Devamını Oku

  • fenni hikmetül eşya: Tabiat bilgisi. Eşyadaki intizam, mükemmellik ve insanlara olan faydaları ve onlardan faydalanmak hakkında bilgi veren ilim kolu. (Osmanlıca’da yazılışı: fenn-i hikmet-ül eşya) Devamını Oku

  • wisdom: Akıl, akıllılık İlim, irfan Bilgelik, Devamını Oku

  • gnome: Yeraltındaki hazinelerin bekçileri farzolunan biçimsiz cüceler. Vecize, atasözü, darbımesel. Devamını Oku

  • esrarlı: Gizli yönleri bulunan, ne olduğu anlaşılamayan, akıl erdirilemeyen, esrarengiz Örnek: Aldırmadı, aynı esrarlı ve bir parça alaycı inatla devam etti. R. N. Güntekin İçinde esrar bulunan. Devamını Oku

  • felsefe: Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması Örnek: Felsefe diliyle söylersek her ozan bir fenomendir, yani olgudur. N. Cumalı Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler bütünü. Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir Devamını Oku

  • katil: İnsan öldüren kimse, cani Örnek: Cinayet mahallinde bıraktığı kâğıtlar sayesinde katilin kim olduğu anlaşılmıştır. S. F. Abasıyanık Öldürücü, ölüme sebep olan. Öldürme. Devamını Oku

  • doğa ötesi: Duyularımızla algılayamadığımız varlıkların sebeplerini ve temellerini araştıran felsefe, fizik ötesi, metafizik. Akıl ve sezgiyle elde edilen ilk ilkeleri veya mutlak bilgiyi konu alan felsefe, fizik ötesi, metafizik. Devamını Oku

  • deneyüstücülük: İnsan bilgisinin niteliğini ve ilkelerini akıl yoluyla çözmek amacıyla deney alanının ötesine gitmeye çalışan anlayış, mütealiye, transandantalizm. Ahlakta belli bir gizemciliği savunan, Tanrı, doğa ve insanı kaynaştırmaya çalışan Amerikan felsefe Devamını Oku

  • gizli: Görünmez, belli olmaz bir durumda olan, edimsel karşıtı. Başkalarından saklanan, duyurulmayan, saklı kalan, mahrem, mestur Örnek: İki komutan arasında o gün gizli bir anlaşma yapıldığı söylentisi çıkmıştı. H. Taner Niteliği anlaşılmayan, bilinmeyen. Devamını Oku

  • mystery: Gizem, esrar, sır, muamma, bilinmeyen, hikmet, esrarengizlik Gizem, sır Devamını Oku

  • dolaşık: Karışık (saç, ip vb.) Örnek: Bir buğday benizli zülfü dolaşık / Gitme diye beni yolda eğler var. Karacaoğlan Dolaşarak giden (yol) Örnek: Tozlu ve dolaşık yollar üzerinde saatlerce taban tepmiş. A. Haşim Kolay çözülmeyecek veya içinden çıkılmayacak derecede karışık Örnek: Birtakım dolaşık işleri yüzünden istifasını verip çekildi. Y. K. Karaosmanoğlu Amacını doğrudan doğruya değil de, dolayısıyla sezdiren Örnek: Dolaşık ve tutuk bir dille, yarı anlaşılır yarı Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar