kabil değil sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte kabil değil kelimesinin manası:

  1. Olanaksız, olanak dışı.

kabil değil ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • imkansızlık: Olanaksızlık. İmkânsız olma durumu, olanaksızlık. Devamını Oku

  • imkan: Olanak. Yararlanılan uygun şart veya durum, olanak Örnek: Bunu bizden gizlemelerinin imkânı var mıdır? H. C. Yalçın Bk. olanak Devamını Oku

  • imkansız: Olanaksız. İmkânı olmayan, olma veya gerçekleşme durumu bulunmayan. Devamını Oku

  • imkansızlaşmak: Olanaksızlaşmak. İmkânsız duruma gelmek, olanaksızlaşmak. Devamını Oku

  • possibility: Olasılık, ihtimal, olanak, imkan İmkan, olanak Devamını Oku

  • etkileşimli reklam: Tüketicinin yalnızca aradığı niteliklere uygun mal ve hizmetlerin reklamlarını izlemesine olanak tanıyan bir elektronik sistemde yer alan ya da yapısı bu tür karşılıklı bilgi alışverişine olanak sağlayan reklam. Devamını Oku

  • düzdizimsel ayrıklık: Çok katlı bir yapının her katında yer alan birimlerin, düzdizim çizgisi üzerinde olmasını gerektirmeyen, kimilerinin, ötekilerin bolca ışık ve hava almasına olanak sağlamak üzere daha geride yapılabilmelerine olanak veren kentbilim kuralı. Devamını Oku

  • enabling: Yetki vermek, olanak vermek, olanak tanımak, izin vermek Etkin kılma, yetili hale getirme, yetilileşŸtirme, olanaklı kılma, mümkün kılma, işŸler kılma Devamını Oku

  • gizilgüç: (Lat. potentia = güç, olanak, saklı güç) (Genel anlamda) Edim olarak değil de, güç olarak var olan, henüz gerçekleşmeyen, ama gerçekleşebilecek olan, olanak durumunda olan. Karşıtı bk. erke; edim. 1- (Aristoteles’te) Bir şeyi yapma, özellikle bir şeyi oluşturma olanağı; Yun. energeia = erke, gerçekleştirme gücü ve entelekheia = biçimleyici ilkenin karşıtı olarak salt olanak. (Ör. Devamını Oku

  • değersiz örnek: Satışı sağlanmak üzere gönderilen ve o haliyle kullanılması ve yarar sağlanması olanaksız mal örneği. Devamını Oku

  • pençe: Yırtıcı hayvanların ön ayaklarının parmaklarıyla tırnakları Örnek: Kuş, beni görünce korktu, pençesinde yılanla havalandı. M. Ş. Esendal Ayakkabının tabanındaki kösele. Etkisinden kurtulmak olanaksız, etkisi çok olan güç Örnek: Bu vicdan azabının demirden pençesi yüreğini sıkmaya Devamını Oku

  • make possible: Olanak tanımak, olanak vermek Devamını Oku

  • enabled: Yetki vermek, olanak vermek, olanak tanımak, izin vermek Etkin kılınmışŸ, yetili hale gelmişŸ, yetilileşŸtirilmişŸ; belli bir şŸekilde işŸleyebilme becerisi verilmişŸ (genellikle bir kombinasyon şŸeklinde kullanılır, örneğŸin; voice-enabled {ses-etkin}); güçlendirilmişŸ, kuvvet Devamını Oku

  • olanaksızlaşma: Olanaksızlaşmak işi, imkânsızlaşma. Devamını Oku

  • imkansız üçleme hipotezi: Bk. olanaksız üçleme savı Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar