kalleş sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte kalleş kelimesinin manası:

  1. Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan
    Örnek: Gene gülümsüyordu, ama artık kalleş bir hınç vardı gülümseyişinde. T. Buğra
  2. Birine gizlice kötülük eden.

kalleş ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • kalleşlik: Kalleş olma durumu veya kalleşce davranış Örnek: Kalleşliğin bin bir çeşidi apaçık görünüyordu bu gülüşte. T. Buğra Devamını Oku

  • kalleşçe: Kalleşe yaraşır. Kalleşe yaraşır biçimde Örnek: Gerçeği söylemek, ömrünün son yıllarını yaşayan bu yaşlı Osmanlı paşasını, görmezliğinden kalleşçe faydalanarak alnının ortasından tabancayla vurmak gibi geliyordu. A. İlhan Devamını Oku

  • kalleşlik etmek: Sözünde durmayarak döneklik etmek. Birine gizlice kötülük etmek. Devamını Oku

  • çelmelenmek: Çelme takılmak. Bir iş veya kimse engellenmek, baltalanmak Örnek: Gene kötüler ve kötülükler vardı, gene iyi, seven ve sevilen çelmeleniyordu, engelleniyordu. T. Buğra Devamını Oku

  • gülüş: Gülme işi veya biçimi Örnek: Kalleşliğin bin bir çeşidi apaçık görünüyordu bu gülüşte. N. Ataç Gülmek eylemi. gülme ifadesi Devamını Oku

  • faaliyet: Çalışkanlık, çalışma, canlılık, hareket Örnek: İstasyonda bir faaliyet vardı. A. Gündüz İşler durumda olma, etkinlik. İş görmek, çalışmak. Boş durmayış. (Osmanlıca’da yazılışı: fa’aliyet) Devamını Oku

  • süzülmek: Süzme işine konu olmak. Akmak. Devamını Oku

  • isteksizlik: İsteksiz olma durumu Örnek: Eskisi gibi çalışmaktan zevk almıyordu. İçinde anlaşılmaz bir isteksizlik vardı. R. N. Güntekin Devamını Oku

  • benimsemek: Bir şeyi kendine mal etmek, sahip çıkmak, kabullenmek, tesahup etmek Örnek: Ağzın kulaklarına vardı, işi âdeta benimsedin. R. H. Karay Bir şeye, birine bağlanmak, ısınmak Örnek: Karım içinde büyüdüğü bu evi bütün psikolojik derinliğiyle benimsemişti. A. H. Tanpınar Devamını Oku

  • buz duvarı: Samimi olmamaktan ortaya çıkan, arzu edilmeyen, arada soğukluk yaratan durum Örnek: Bütün bu dostlukların, bu teklifsizliklerin içinde bir buz duvarı vardı ki, aşılmıyordu. H. C. Yalçın Devamını Oku

  • do s.o. a dirt: Dili birine kahpelik etmek; birine kalleşŸlik etmek. ” Devamını Oku

  • musallat olmak: Birini sürekli rahatsız etmek, birine sataşmak, hiç peşini bırakmamak Örnek: Akşamdan beri yüreğine musallat olan o sıkıntı gene yerini almaya başlamıştı. N. Cumalı Devamını Oku

  • stab s.o. in the back: Dili birini arkadan vurmak, birine kalleşŸlik etmek. Devamını Oku

  • iç içe: Biri ötekinin içinde veya birine ötekinden geçilen Örnek: Zincirlerin ucunda da bir saçaklı süs, iç içe birkaç halka… Ç. Altan Birbirinin içinde, karışık bir durumda, birbirine çok yakın Örnek: İç içe sarı, kızıl, mor ve dumanlı dağlar. H. E. Adıvar Devamını Oku

  • sığıntı: Bulunduğu yerde kalması istenmeyen, varlığı gereksiz görülen kimse Örnek: Yıllarca süren sığıntı ezikliğinin hatırlanışı da vardır amcasında. T. Buğra Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar