kebe sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte kebe kelimesinin manası:

  1. Kısa kepenek
    Örnek: Eşek gitti. Üstünde yeni kebe de vardı. M. Ş. Esendal

kebe ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • taze: Bozulmamış, bayatlamamış olan Örnek: Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum. Y. Z. Ortaç Dinç, yıpranmamış, yorulmamış Örnek: Yüzü taze, taravetli ve güzeldi. M. Ş. Esendal Kuru olmayan, körpe, kuru karşıtı Örnek: Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu. M. Ş. Esendal Yeni, zamanı geçmemiş Örnek: Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü. Halikarnas Balıkçısı Genç kadın Örnek: Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor. Devamını Oku

  • yenice: Oldukça yeni. (yeni’ce) Yakın günlerde Örnek: Avrupa’da hukuk tahsil etmiş, yenice mebus intihap edilmiş gençlerden biri söz istedi. M. Ş. Esendal Devamını Oku

  • tutturmak: Tutmasını sağlamak. Bir işe başlayıp sürdürmek, bir şeyi yapmakta olmak Devamını Oku

  • acılık: Acı olma durumu Örnek: Göğsünde bir sızı, ağzında bir acılık duydu. Ö. Seyfettin Dokunaklılık, kederlilik, yaslılık Örnek: Yüreğinde derin bir üzüntüyle acılık vardı. M. Ş. Esendal Devamını Oku

  • eşkin: Atın bir tür hızlı yürüyüşü Örnek: At, eşkinle beş on dakikada gittiği yolu, dörtnala, bir iki dakikada geldi. M. Ş. Esendal Böyle yürüyen (at). Böyle bir yürüyüşle. Devamını Oku

  • hilafsız: İnanılmaz, ancak gerçek Örnek: Köprünün üstünde hilafsız beş bin kişi vardı. M. Ş. Esendal Devamını Oku

  • bakkal: Yiyecek, içecek vb. maddeleri perakende olarak satan kimse Örnek: Arkadaşlarımızdan Ethem de gitti, babası gibi bakkal oldu. M. Ş. Esendal Bu maddelerin satıldığı dükkân. Devamını Oku

  • oyma: Bir nesnenin yüzeyini özel araçlarla oyarak veya delerek türlü biçimler verme. Ağaç yongası Örnek: Gürgen dibine vardım / Oyma alırım oyma. Halk türküsü Oyularak yapılan süsleme Örnek: Boyalı ve kabarık oymaları birer çiçek demetini hatırlatan Devamını Oku

  • bura: Bu yer Örnek: Eskiden buranın, şişman bir valisi vardı. M. Ş. Esendal (Bak: Bevr) Devamını Oku

  • zıkkım: Zehir, ağı. İçki ve sigara Örnek: Bu zıkkım haramdır, insana zararı vardır. M. Ş. Esendal Devamını Oku

  • başarmak: Bir işi istenilen biçimde bitirmek, muvaffak olmak Örnek: Yüzünde zor bir işi başarmış adamın sevinci vardı. M. Ş. Esendal Devamını Oku

  • went after him: Arkasından gitti, ardı sıra gitti, peşŸinden gitti, ona bakmak için peşŸinden gitti, onu izledi, onu takip etti Devamını Oku

  • topuk: Ayağın yuvarlakça olan alt bölümü Örnek: Topuklarına kadar uzun saçları vardı. M. Ş. Esendal Ökçe Örnek: Sıska kız, alışık olmadığı yüksek topuklarla yürümeye çalışıyordu. Ç. Altan Belli bir amaçla kazılmaksızın asıl yerinde bırakılan kömür bloku veya cevher kütlesi. Devamını Oku

  • tekrar: Aynı olayın, işin, hareketin yeniden ortaya çıkışı, tekrarlanması Örnek: Gerçi hayat kitaba sığmayacak kadar geniştir fakat tekrarlarla doludur. A. Haşim Bir konuşma veya yazıda aynı düşünceyi, kelimeyi birçok defa söyleme. Bir daha, yine, Devamını Oku

  • bendezade: Alçak gönüllülük göstererek “benim çocuğum” anlamında kullanılan bir söz Örnek: İki bendezadeniz vardı, ömürlerini efendimize bağışladılar. M. Ş. Esendal Köle çocuğu. (Osmanlıca’da yazılışı: bende-zade) Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar