mürai sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte mürai kelimesinin manası:

  1. İkiyüzlü
    Örnek: Pek nazik olduğu için onu görenler mürai zannederler. A. Ş. Hisar

Sponsorlu Bağlantılar

mürai ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • söylemek: Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak Örnek: Bu konak için de yine senelerden beri aynı şeyi söylerim. R. N. Güntekin Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak Örnek: Hececiler kendilerinden sonra yeni bir edebî neslin yetişmediğini söylüyorlar. S. F. Abasıyanık Yapılmasını istemek Örnek: Biraz sonra nazırın yine beni istediğini söylediler. F. R. Atay Türkü, şarkı vb. okumak Örnek: Kanto söyler gibi hareketler ve taklitlerle söylediği şarkılar pek eğlenceli Devamını Oku

  • nezaketli: İnce, nazik Örnek: … geniş bilgili, çok nezaketli, şahsına hürmet telkin ettirmiş ve dostları tarafından çok sevilmiş bir zattı. A. Ş. Hisar Devamını Oku

  • narin: İnce yapılı, yepelek, nazenin Örnek: Bir tezgâhta tülbent dokuyan narin bir kıza âşık oldum. S. F. Abasıyanık İnce, nazik Örnek: Söğüdün yaprağı narindir narin. Halk türküsü İnce yapılı, zarif. ince, zarif yapılı, nazik. zayıf çelimsiz Devamını Oku

  • nazik: Başkalarına karşı saygılı davranan. İnce yapılı, narin Örnek: Kadın fevkalade nazik ve güzel, çocuklar oya gibi idiler. S. F. Abasıyanık Özen, dikkat gösterilmezse kırılabilen, bozulabilen, kötüleşebilen. Devamını Oku

  • şümullü: Kapsamı geniş olan, birçok şeyi etkileyen veya içine alan, kapsamlı Örnek: Eniştemiz için yemek, tabiat, cemiyet ve medeniyetle rabıtaları olan nazik ve şümullü bir meseleydi. A. Ş. Hisar Devamını Oku

  • nazilli: Benzer, eş, örnek Örnek: Bazen geçen sene görmüş olduğumuz bir perçemin nazirini görürdük. A. Ş. Hisar Devamını Oku

  • çemrek: Kolları ve bacakları sıvanmış (kimse) Örnek: Tepeden tırnağa çamura, toza batmış, dize kadar çemrek kalabalığı görenler, bunda bir iş, mühim bir iş olduğunu anlamakta gecikmediler. Y. Kemal Devamını Oku

  • teşhis: Kim ve ne olduğunu anlama, tanıma, seçme. Kişileştirme. Devamını Oku

  • latif: Yumuşak, hoş, ince bir güzelliği olan Örnek: Bu latif yere rüzgâr nüfuz edemez, güneyin kızgın ateşi orayı yakamazdı. H. E. Adıvar Bk. e dek hali Hoş, narin, şirin. Devamını Oku

  • örmek: İplik, yün, tel, saz vb.ni birbirine dolayarak işlemek veya tezgâhta dokumak Örnek: Balık ağı örerken, ağları tamir ederken okur o! S. F. Abasıyanık Kumaşlardaki delikleri elde iplikle besleyerek kapatmak Örnek: Paltonun sırtını güve yemişti de ben örmüştüm. B. Felek Saç, yele vb. şeylerin tellerini birkaç bölüme ayırıp birbirine geçirmek yolu ile dağınıklıktan kurtarmak. Devamını Oku

  • mübalağalı: Abartılı Örnek: Çok mübalağalı sözler söylediğinden âdeta yalanları ile şöhret kazanmış. A. Ş. Hisar Devamını Oku

  • cehennemlik: Hamamın ocağı, külhan. Modern ekmek fırınlarında ateşin bulunduğu en sıcak bölüm. Devamını Oku

  • cehennemlik: Hamamın ocağı, külhan. Modern ekmek fırınlarında ateşin bulunduğu en sıcak bölüm. Devamını Oku

  • tıpkı: Bir şeyin eşi, benzeri, aynı. Tıpatıp, aynı, tamamıyla Örnek: Saffet Hanım tıpkı kendisini görmeden tahmin etmiş olduğum gibiydi. A. Ş. Hisar Devamını Oku

  • zikzak: Art arda birdenbire ters yöne açılar yapan kırık çizgi. Sık sık değişen görüş, düşünce veya davranış, istikrarsızlık Örnek: Yurdumuzun daha çok zikzaklar ülkesi olduğuna artık iyice alıştık. H. Taner Karşılıklı Örnek: Boğaziçi köylerinde oturanların birbirleriyle Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar