partizanship in philosophy sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte partizanship in philosophy kelimesinin manası:

  1. Felsefede yantutma

Sponsorlu Bağlantılar

partizanship in philosophy ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • devrim: İhtilal. İnkılap. Belli bir alanda Devamını Oku

  • edim: Yapılmış, gerçekleşmiş iş, amel, fiil. İnsan davranışı. Devamını Oku

  • ortakduyu: (Aristoteles ve skolastik felsefede) Çeşitli duyu organlarının verilerini birleştiren, başka bir deyişle, aynı nesneden duyuların her biri ile alınan türlü duyumları düzenleştirerek o nesneyi tek ve aynı nesne olarak algılanır kılan yeti. Devamını Oku

  • idola: Put, imge, kuruntu. (Felsefede) F. Bacon’ın “Yeni Organum” unda kullandığı kavram. İnsanın doğasında yerleşik olan ya da sonradan kazanılmış olan ve gerçek bilgiyi engelleyen önyargılar. (Ör.idola fori = çarşı idolleri, kamusal ve toplumsal yaşamın belirlediği önyargılardır; bunların kaynağı da dildir. Geçmiş çağların dilde kalıplaşan görüşleri bizim için birer önyargı olmuşlardır.) Devamını Oku

  • süreklilik: Sürekli olma, kesintisiz olarak sürüp gitme durumu, devamlılık. (Genel anlamda) Kesintisiz olarak sürüp gitme. Sürekli olma. Devamını Oku

  • olumsallık: Olumsal olma durumu, zorunluluk karşıtı. Olumsal olanın niteliği; olumsal olma durumu; kendinde var olma ilkesini bulundurmayanın, zorunlu olmayanın niteliği. Karşıtı bk. zorunluluk. Felsefede özellikle Fransız filozofları (Renouvier, Boutroux) bu kavramı Devamını Oku

  • kendinde şey: Bilen özneden, bilinçten bağımsız olarak kendi başına var olan, deneyin ötesinde bulunan şey. Bu anlamda: 1- (Aristoteles’te ve skolastik felsefede) -> Tözle eşanlamlı. 2- (Kant’ta) -> Noumenon’la eşanlamlı, düşünceden bağımsız olarak var olan. Bize verilmiş olan, şeyin yalnızca görünüşüdür,kendinde şey bilinemez kalır. 3- (Hegel’ de) Eytişimsel sürecin açılmamış olan temel aşaması. 4- (Görüngü-bilimde) Düşüncenin, bilincin Devamını Oku

  • önsezi: Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını sezme, içe doğma, hissikablelvuku, altıncı duyu veya his Örnek: Bir önsezi benliğini derinden derine yokluyor kuruntusuna kapılmıştı. T. Buğra Temellendirilmeyen duygu, verilmemiş olanın, bilinmeyenin, özellikle gelecekle ilgili olanın önceden duyulması, doğru sayılması. Devamını Oku

  • şey: Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, genellikle belirsiz anlamda söylenen bir söz. Kararsızlık ifade biçimi. Örnek: Bana sen pek çok şey kazandırdın. R. H. Karay Nesne, madde Örnek: Asıl zorluk belki öğrenilmesi lazım gelen şeylerin değil, unutulması gereken şeylerin çokluğundan gelir. A. Ş. Hisar Kararsızlık durumunda muhtelif sorulara cevap için tercih edilen bir ifade biçimi. Devamını Oku

  • iyimserlik: Genellikle her düşünce ve işi iyi olarak değerlendiren bir tutum veya kişilik özelliği, nikbinlik, optimizm Örnek: Ona eşlik eden iyimserlik havası, bir an olsun bulutlanmasın istiyorduk. H. Taner Her şeyi en iyi yanından gören, her durumda iyi bir çıkış yolu uman dünya görüşü, nikbinlik, optimizm Örnek: Ümit, hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ. F. R. Atay İnsanlığın ilerlemesine, bütün durum Devamını Oku

  • tanım: Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama, tarif. Bir kavramın ya da bir nesnenin sınırlanması, belirlenmesi; kavramın içeriğini kuran belirtilerin gösterilmesi; bir kavramın ya da bir sözcüğün anlamının belirtilmesi.tanım Devamını Oku

  • özdek: Duyularla algılanabilen, bölünebilen, ağırlığı olan nesne, madde. Kullanılmaya, harcamaya uygun, taşınması kolay eşya, ayniyat. Devamını Oku

  • partizanship: Partisanship. Devamını Oku

  • sevgi: İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu Örnek: Sevgi ve dostluk şu dünyada o kadar az bulunan şeyler ki. H. Taner (Genel olarak) Hoşa giden bir şeye eğilim; tutkuya dek varabilen bir ruh durumu. Türlü biçimleri: a. Karşı cinse karşı duyulansevgi. b. Çocuğa karşı duyulansevgi. c. Bir nedene dayandırılamayan duygudaşlık (sympathie), Devamını Oku

  • varoluş: Yaşama, var olma, bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu değil, var olduğu olgusu, mevcudiyet, öz karşıtı Örnek: Artık yaradılışının, varoluşunun, hayatla ödüllendirilişinin sebebini bilmektedir. T. Buğra Var olan, gerçeğe dayalı olarak var olan, gerçek varlık; özün karşıtı, bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu değil, var olduğu olgusu. Şöyle ya da böyle biçim almış her türlü özelliklerin dışında burada Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar