sakallanmak sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte sakallanmak kelimesinin manası:

  1. Sakallı duruma gelmek
    Örnek: Fark, yalnız şurada ki, birbirinin kucağında oturan bayram çocukları otuzar, kırkar, ellişer yaş ihtiyarlamışlar, sakallanmışlar... R. N. Güntekin
  2. Sakalı çıkmak.

sakallanmak ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • pürüzlenmek: Pürüz oluşmak, pürüzlü duruma gelmek. Ses boğuk ve bozuk çıkmak Örnek: Konserlerde sesi pürüzlendiği zaman böyle yapardı. R. N. Güntekin Bir iş, durum vb. karışık ve güç bir duruma gelmek. Devamını Oku

  • doğrulmak: Eğik veya eğri bir şey, düz bir duruma gelmek. Oturan veya yatan bir kimse toparlanmak, dik bir duruma gelmek Örnek: Uzandığım yerden hafifçe doğrularak onları çizmeye başlıyorum. R. N. Güntekin Yönelmek Örnek: Çocuk hızlı, paytak Devamını Oku

  • ağırlaşmak: Ağır duruma gelmek. Hava sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak, bozulmak Örnek: Büsbütün ağırlaşmış bir hava içinde nerelerden geçtiğimizi artık fark etmiyorduk. R. N. Güntekin Yavaşlamak Örnek: Artık yavaş yavaş göçüyor, boyu kısalıyor, teni sararıyor, Devamını Oku

  • çarpılmak: Çarpma işine konu olmak. Çarpık duruma gelmek Örnek: Bu adam, elli beş, altmış yaşlarında, boynu biraz yana çarpılmış, çıkık alınlı, çökük yanaklı, kara kuru bir ihtiyardı. R. N. Güntekin Çalınmak, soyulmak. Devamını Oku

  • ellilik: İçinde elli tane bulunan. Elli yaşında olan Örnek: Ellilik bir kadının elinde kocaman bir çanta ile geldiğini gördük. R. N. Güntekin Elli kuruş veya elli lira değerinde para. Devamını Oku

  • sıkmak: Çevresine sarılarak veya bir şey sararak çepeçevre basınç altına almak Örnek: Yalnız kalan kadın titriyor, hıçkırarak kucağındaki yavrusunu sıkıyor. Ö. Seyfettin Bir şeyin suyunu, yağını, sıvı kısmını basınçla çıkarıp akıtmak. Dar gelmek Örnek: Belimi sıktı Devamını Oku

  • didon sakallı: Yalnız çenesinde sivri sakalı olan, didona sakallı. Devamını Oku

  • didona sakallı: Didon sakallı Örnek: Didona sakallı minimini bir ihtiyar fırladı. R. N. Güntekin Devamını Oku

  • tahtaboş: Damın, genellikle çamaşır sermeye yarayan ve üstü çinko ile döşeli bulunan düz bölümü, taraça Örnek: Gençler ve çocuklar, birbirinin peşi sıra, konağın dördüncü katındaki tahtaboşa çıktılar. R. N. Güntekin Devamını Oku

  • patlamak: Nesneler, iç basıncın etkisiyle ve çoğunlukla büyük ses çıkararak dağılmak, infilak etmek. Yırtılıp açılmak Örnek: Gözlerim gene ayakkabılarıma kaydı, yanları patlamıştı. O. Kemal Yarılmak Örnek: Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı. R. N. Devamını Oku

  • acımak: Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak. Acılı, ağrılı olmak Örnek: Şaşkınlığından bir kestane yığınına çarptı, canı acıyordu. S. F. Abasıyanık Başkasının acılı durumundan üzüntü duymak Örnek: Bu boş localar, boş sandalyeler karşısında yorulan sanatkârlara acıyordum. M. Devamını Oku

  • kucaklamak: Kollarla sarıp göğüs üzerine bastırmak Örnek: Onlar, daha fazlasını yaparak sessizce birbirlerini kucakladılar. R. N. Güntekin Kucağına almak, kucağında taşımak. İçine almak veya çepeçevre sarmak, kuşatmak Devamını Oku

  • kıvırcıklaşmak: Kıvırcık duruma gelmek Örnek: Sanki sıcak bir iklimde bir parça kavrulmuş gibi biraz kıvırcıklaşmış sakalıyla … ancak kırk beş yaşlarında olmalıydı. A. Ş. Hisar Devamını Oku

  • yalnızlaşmak: Yalnız duruma gelmek, tenhalaşmak Örnek: Köyden gelmiş olanlar gidip de oda yalnızlaştıktan sonra, ikisi baş başa konuşmaya başladılar. M. Ş. Esendal Devamını Oku

  • dikilmek: Dikme (I) işi yapılmak. Dik duruma gelmek. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar