şayia sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte şayia kelimesinin manası:

  1. Yayılmış haber, yaygın söylenti, duyultu
    Örnek: Hava arada bir bu hâle bir panik niteliği veren korkunç şayialarla dolup boşalıyordu. Y. K. Karaosmanoğlu

şayia ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • hisseişayia: Ortak mülkiyette ayrılmamış pay. Devamını Oku

  • hisseişayia: Ortak mülkiyette ayrılmamış pay. Devamını Oku

  • hissei şayia: Fık: Müşterek bir malın her bir cüz’üne sirayet eden hisse, pay. (Osmanlıca’da yazılışı: hisse-i şâyia) Devamını Oku

  • rivayet: Söylenti Örnek: O, yanıma oturarak kara haberlerden, kötü rivayetlerden bahsetti. F. R. Atay Bir olay, bir haber veya sözü nakletme Örnek: Rivayete göre, iğrenç, akla gelmez uğursuzluklar işlemişler. R. H. Karay Bk.Rivayet birleşik zamanı,rivayet tarzı. Bk. Devamını Oku

  • panic: (-icked ,-icking) panik hissi ile ilgili, panik hissi veren Panik, ürkü, ani ve şiddetli korku Devamını Oku

  • bulanık: Bulanmış olan, duru olmayan Bulutlu, kapalı (hava). Devamını Oku

  • korkunçluk: Korkunç olma durumu Örnek: Korkunçluğun içinde harikulade tablolar birbirini kovalıyordu. R. H. Karay Devamını Oku

  • muhbir: Haber ulaştırıcı, haber veren kimse Yasa dışı olan bir durumu yetkili makamlara bildiren kimse, ihbarcı. Devamını Oku

  • hearsay: Söylenti, şayia, dedikodu, söz, haber Söylenti, dedikodu, kulaktan dolma bilgi Devamını Oku

  • müşir: Mareşal Örnek: Sakarya zaferi ile gazi ve müşir Mustafa Kemal Paşa tam otoritesini elde etmiştir. F. R. Atay Yazı ile bildiren, haber veren. Taşıtlarda motorun ısı durumunu göstergeye yansıtan araç. Devamını Oku

  • müşir: Mareşal Örnek: Sakarya zaferi ile gazi ve müşir Mustafa Kemal Paşa tam otoritesini elde etmiştir. F. R. Atay Yazı ile bildiren, haber veren. Taşıtlarda motorun ısı durumunu göstergeye yansıtan araç. Devamını Oku

  • dehşetli: Korku veya ürküntü veren Örnek: Dehşetli bir kâbusa tutulmuşların kıvrandıran ıstırabını duyuyorum. A. Gündüz Çok aşırı bir biçimde Örnek: Hava dehşetli sıcaktı. Asfaltlara güneş yağıyordu. A. İlhan Çok fazla, son derece Örnek: Altımdaki beygir, efendisinin bu savaşına karşı dehşetli huysuzlanıyor. O. C. Kaygılı Devamını Oku

  • kara haber: Ölüm veya felaket haberi Örnek: Belki de annemin verdiği kara haber beni öyle bir yerimden vurmuştu ki, sersemleşip kalmıştım. Y. K. Karaosmanoğlu Kötü, üzücü veya sıkıntı yaratan haber, bilgi Devamını Oku

  • sıcak: Yakmayacak derecede ısısı olan, yakmayacak kadar ısı veren, soğuk karşıtı Örnek: Yorganın altında sıcak göz yaşları dökerek gecelerce beklemişti. O. Kemal Isısı yüksek olan, çok ısınmış Örnek: Kız kardeşim ikindiüzeri bana sıcak, limonlu bir çorba içirdi. A. Gündüz Havadaki yüksek ısı Örnek: Bu sıcakta arada bir şeyler içip yemeden çalışılmıyor. N. Cumalı Yer Örnek: Burası bir makine dairesi kadar sıcaktı. Y. K. Karaosmanoğlu Hamam. Devamını Oku

  • seccade: Korumak, bakmak, özen göstermek, himaye etmek. Önem vermek, göz önünde bulundurmak, ayrı tutmak. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar