singletree sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte singletree kelimesinin manası:

  1. Whiffletree, pivoting horizontal bar to which the straps of a horse's harness are attached

singletree ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • lateral bulaşma: Horizontal bulaşma Devamını Oku

  • saw a horses mouth: Atın yularını sağŸa sola çekmek (Yazılışı: saw a horse’s mouth) Devamını Oku

  • devils coach horse: Uzun bir gövdesi olan ve hem etobur hem otobur bir böcek (Yazılışı: devil’s coach horse) Devamını Oku

  • led: Lead led horse yedek at, yedekte götürülen at. (Light Emitting Diode) i. ışŸık yayan diyot, pointer (işŸaretçi) olarak kullanılan küçük lamba Devamını Oku

  • neil young: (1945 doğŸumlu) Kanadalı rock ve halk müziğŸi sanatçısı, 1960’lardan beri bir çok müzik grubunun üyesi (“Crosby Stills Nash & Young”, ve “Crazy Horse” dahil) Devamını Oku

  • yatay bulaşma: Enfeksiyöz etkenlerin bir canlıdan diğerine temas, hava, canlı ve cansız aracılarla bulaştırılması veya taşınması, horizontal bulaşma. Devamını Oku

  • one shouldnt look a gift horse in the mouth: Hediye atın dişŸine bakılmaz, hediye olarak verilmişŸ olan bir şŸeyde kusur bulmaya çalışŸmamak gerekir (Yazılışı: one shouldn’t look a gift horse in the mouth) Devamını Oku

  • attach: Bağlamak, eklemek, iliştirmek, takmak, tutturmak, bağlanmak, yüklenmek; el koymak, haczetmek Takmak, raptetmek, iliştirmek, tutturmak Devamını Oku

  • Kıvırcık koyunu: Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’da yetiştirilen, Yunanistan’da Thraki adıyla bilinen, vücut tamamen beyaz renkli, seyrek olarak baş ve ayaklarda siyah lekeler taşıyan hayvanlara da rastlanabilen, kuyruk uzun ve ince, saf olan kıvırcık koyunlarda kuyrukta yağ depolaması görülmeyen, koçlarda yanlara doğru uzanan spiral boynuzlar bulunan, koyunlar boynuzsuz, kulaklar kısa ve horizontal, et ve süt verimi iyi gelişmiş Devamını Oku

  • trade 1: Ticaret. zanaat, işŸ. ticaret yapmak. (for) trampa etmek, değŸişŸ tokuşŸ etmek: I´ll trade you this horse for that pony of yours. Bu atı senin midilliyle trampa ederim. with (birinden) alışŸverişŸ etmek; at (bir yerden) alışŸverişŸ etmek: She always trades with Fehmi. Hep Fehmi´den alışŸverişŸ ediyor. ” Devamını Oku

  • touch 1: Dokunmak; değŸmek; temas etmek: Don´t touch the paintings! Tablolara dokunma! My head´s touching the ceiling. BaşŸım tavana değŸiyor. (içki/sigara/uyuşŸturucu) kullanmak: He never touches alcohol. Hiç içki içmez. yemek/içmek: He didn´t touch his food. YemeğŸini ağŸzına sürmedi. kıyaslanmak,. kadar iyi olmak: Their book can´t touch hers. Onların kitabı onunki kadar iyi olamaz./Nerede onların kitabı, nerede onunki! Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar