siyahlaşmak sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte siyahlaşmak kelimesinin manası:

  1. Rengi karaya dönmek, kararmak
    Örnek: ... o mor karanlıkların siyahlaştığı yere yaklaşıyordu. Ö. Seyfettin

siyahlaşmak ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • siyahlaşma: Siyahlaşmak işi. Devamını Oku

  • yapışmak: Yapışıcı olan veya yapışkan bir maddeye bulanmış olan bir şey ayrılmayacak bir biçimde bir yere tutunup kalmak Örnek: Zarfın iyice yapışıp yapışmadığına o kadar dikkat etti ki… S. F. Abasıyanık İyice yaklaşmak, sokulup değmek. Devamını Oku

  • kararmak: Rengi karaya dönmek, siyahlaşmak. Işık sönmek, kısılmak veya gücü azalmak Örnek: Hava iyice kararmış, caddenin bütün elektrikleri yanmıştı. P. Safa Ateş sönmeye yüz tutmak. Devamını Oku

  • yaklaşmak: Arada az bir aralık kalacak biçimde ilerlemek, aradaki uzaklığı azaltmak veya büsbütün ortadan kaldırmak için ileri gitmek Örnek: Saat sekiz buçuğa yaklaşıyordu. S. F. Abasıyanık Benzemek, andırmak, uygun olmak. Bir konuyu, bir sorunu Devamını Oku

  • taşımak: Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek Örnek: Hastayı ekseriya yakın kasabaya kadar sırtta taşırlardı. S. F. Abasıyanık Üstünde bulundurmak Örnek: Boynunda asılmış gümüş bir köstek taşırdı. Y. K. Beyatlı Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek Örnek: Değirmenin üstünde ise değirmen koluyla birleşen çarkı taşıyan bir çanak bulunur. S. Birsel Boru, kanal vb. ile sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak. Devamını Oku

  • şakımak: Ötücü kuşlar ezgili ses çıkarmak, ötmek, şakramak, terennüm etmek Örnek: Kalk dilber, gidelim bağ arasına / Şakısın bülbüller, gül incinmesin. Karacaoğlan Güzel şarkı söylemek veya şiir okumak Örnek: Hep aşkı, hep inançları, hep yurt sevgisini şakıyan şairler vardır; ben şair olsaydım ışığın verdiği hazları söyler, hep güneşe övgüler yazardım. N. Ataç Çok konuşmak, çenesi düşmek Örnek: Eskiden hiç lakırtı söylemeyen bu ihtiyar, şimdi Devamını Oku

  • şakımak: Ötücü kuşlar ezgili ses çıkarmak, ötmek, şakramak, terennüm etmek Örnek: Kalk dilber, gidelim bağ arasına / Şakısın bülbüller, gül incinmesin. Karacaoğlan Güzel şarkı söylemek veya şiir okumak Örnek: Hep aşkı, hep inançları, hep yurt sevgisini şakıyan şairler vardır; ben şair olsaydım ışığın verdiği hazları söyler, hep güneşe övgüler yazardım. N. Ataç Çok konuşmak, çenesi düşmek Örnek: Eskiden hiç lakırtı söylemeyen bu ihtiyar, şimdi Devamını Oku

  • uğraşmak: Bir işi başarmaya çalışmak, iş edinmek Örnek: İkisi barbut oynuyor, üçüncüsü, en küçükleri, bir çekirgeye sigara içirmeye uğraşıyordu. H. Taner Bir iş üzerinde sürekli çalışmak Örnek: Muhacir kümeleri arasında, ekmek dağıtmakla uğraşan yaşlıca bir adama seslendi. P. Safa Zamanını bir işe verme durumunda kalmak Örnek: Ee, hadi yürü yahu. Senlen mi uğraşacağız? H. Taner Savaşmak Örnek: Düşmanlarla uğraşmak için sonuna kadar çalışmaya azmettik. Atatürk Birine kötü davranmak Örnek: Aman, Devamını Oku

  • sıkışmak: Birbirine basınç yapacak kadar yaklaşmak Örnek: Üç hademe, ebe, hasta bakıcı merdivenin orta sahanlığında sıkışmışlar, sedyeyi çevirmeye çalışıyorlar. M. Ş. Esendal Basınçla iki şey arasında kalmak. Dar bir yere zorla sığmak veya sığdırılmak Örnek: Karşıda Devamını Oku

  • abanozlaşmak: Ağaç gibi maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. İnsan uzun süre güneşte kalarak kararmak, yanmak. Devamını Oku

  • ağırlaşmak: Ağır duruma gelmek. Hava sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak, bozulmak Örnek: Büsbütün ağırlaşmış bir hava içinde nerelerden geçtiğimizi artık fark etmiyorduk. R. N. Güntekin Yavaşlamak Örnek: Artık yavaş yavaş göçüyor, boyu kısalıyor, teni sararıyor, Devamını Oku

  • aksetmek: Ses bir yere çarpıp geri dönmek, yankılanmak, yankı vermek Örnek: Aksetti uyanmış tepelerden sırasıyla / Dağ dağ o güzel ses bütün etrafı gezindi. Y. K. Beyatlı Işık bir yere vurmak Örnek: Bulunduğumuz yeri sarayın tek parça, geniş camlarından akseden avize ışıkları aydınlatıyordu. R. H. Karay Bir ışık veya bir şekil düz ve parlak bir yüzeye çarpıp orada aynen görünmek, yansımak. Devamını Oku

  • çökmek: Bulunduğu düzeyden aşağı inmek, çukurlaşmak. Üzerinde bulunduğu yere yıkılmak. Devamını Oku

  • uçmak: Cennet. Kuş, kanatlı böcek vb. hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak Örnek: Biraz havalanıp bir başka kayaya kadar uçtu. S. F. Abasıyanık Uçak vb. araçlar özel mekanizma ile yerden yükselmek, Devamını Oku

  • acımak: Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak. Acılı, ağrılı olmak Örnek: Şaşkınlığından bir kestane yığınına çarptı, canı acıyordu. S. F. Abasıyanık Başkasının acılı durumundan üzüntü duymak Örnek: Bu boş localar, boş sandalyeler karşısında yorulan sanatkârlara acıyordum. M. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar