tabeseher sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte tabeseher kelimesinin manası:

  1. Sabaha kadar.

Sponsorlu Bağlantılar

tabeseher ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • sabahlık: Sabahları yataktan kalkınca geçici olarak giyilen üstlük Örnek: Hemen onun üstüne sabahlığını geçirerek kapıyı açmaya koştu. S. F. Abasıyanık Sabahla ilgili, sabaha özgü. Sabaha yetecek kadar. Devamını Oku

  • sabahçı kahvesi: Sabaha kadar açık kalan kahve. Sabaha karşı açılan kahve. Devamını Oku

  • tabesabah: Sabaha kadar. (Osmanlıca’da yazılışı: tâ-be-sabah) Devamını Oku

  • tabesabah: Sabaha kadar. (Osmanlıca’da yazılışı: tâ-be-sabah) Devamını Oku

  • bayram etmek: Çok sevinmek: “Sabaha kadar tepindiler. Bayram ediyorlar.” -N. F. Kısakürek. Devamını Oku

  • vapur: Su buharı gücüyle çalışan gemi Örnek: Vapur sabaha kadar mal yüklüyor. M. Ş. Esendal Devamını Oku

  • sınırlama eki: İsimlere yönelme ekinden sonra gelerek mekânda ve zamanda sınırlama gösteren ek: + GAÇA <+GA + ÇA eki. Eski ve Orta Türkçede nispeten canlıdır. Türkiye dışı yazı dillerinde ve lehçelerde devam etmektedir. Türkiye Türkçesinde yerini +A kadar, +A dek edatlarına bırakmıştır. Ancak, bazı Anadolu Ağızlarında yine de canlı bir kullanılışa sahiptir: ET. Bilge Tonyukuk altun yışgaça Devamını Oku

  • sabahlamak: Bir yerde sabaha kadar kalmak. Herhangi bir sebeple bütün geceyi uyumadan geçirmek. Devamını Oku

  • canına okumak: Tkz. berbat ve perişan etmek: “Sabaha kadar canına okur, gün ağardı mı zavallıyı ter içinde perperişan bırakır gider.” -E. Şafak. Devamını Oku

  • ilgeç: Edat: Ev gibi huzur köşesi olmaz. Çocuk sabaha karşı uyudu. (Derleme.. edat, ilgiç) Bir sözcükten sonra gelerek, o sözcükle ötekiler arasında, ilgi kuran sözcük. Türkçede,ilgeçten önce gelen adın girdiği hale Devamını Oku

  • sabahçı: Nöbeti sabaha doğru olan veya sabaha rastlayan kimse. Uyumadan sabahı bulan kimse. Devamını Oku

  • mihman: Konuk. Kalıcı Örnek: Tren en aşağı yarın sabaha kadar burada mihmandır. R. N. Güntekin Konuk, misafir. Devamını Oku

  • davul: Büyük ve enlice bir kasnağın iki yanına deri geçirilerek yapılan, tokmak ve değnekle çalınan çalgı, bateri Örnek: Hafif sesli bütün aletleri susturup davulu sabaha kadar vurdurmak istiyorum. F. R. Atay Devamını Oku

  • vurdurmak: Vurmasına yol açmak Örnek: Hafif sesli bütün aletleri susturup davulu sabaha kadar vurdurmak istiyorum. F. R. Atay Vurmasını sağlamak. Devamını Oku

  • vurdurmak: Vurmasına yol açmak Örnek: Hafif sesli bütün aletleri susturup davulu sabaha kadar vurdurmak istiyorum. F. R. Atay Vurmasını sağlamak. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar