turbidimetry sözlük anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sözlükte turbidimetry kelimesinin manası:

  1. Bulanıklık ölçme, opaklığŸı ölçme

Sponsorlu Bağlantılar

turbidimetry ile alakalı bazı sözcükler ve anlamları

  • kaşif: Var olmasına karşın bilinmeyen bir teyi, yeri bulan, bulucu. Var olan ancak bilinmeyen bir şeyi bulan, ortaya çıkaran kimse, bulucu. Devamını Oku

  • bulanıkça: Biraz bulanık olan, çok duru olmayan Örnek: Yıkanmak için kırık küvete boşalttığı bulanıkça suya baktı. H. R. Gürpınar Devamını Oku

  • mackle: Leke, benek, bulanıklık , matb Devamını Oku

  • mackle: Leke, benek, bulanıklık , matb Devamını Oku

  • misty: Sisli, bulanık, puslu, belirsiz, hayal meyal Sisli, dumanlı Devamını Oku

  • foggy: Sisli, dumanlı Bulutlu, bulanık Sisli, Devamını Oku

  • boz bulanık: Çok bulanık. Çok bulanık bir biçimde. Devamını Oku

  • blur: Lekelemek, lekelenmek, bulaştırmak, bulanıklaştırmak; flu yapmak, bulandırmak, bulanmak Bulanıklaştırmak Devamını Oku

  • muddiness: Gitar manyetiğinin çıkış gücüne, yüksekliğine, gitarı oluşturan ağaç türüne veya tellere bağlı olarak tel titreşimlerinin dağınık alınması sonucu seslerin tane tane alınamaması, kontrolsüz ve birbirine girmiş biçimde çıkması. Çamurluluk, bulanıklık. Devamını Oku

  • censorious: Durmadan kusur bulan, tenkitçi Tenkitçi, devamlı kusur bulan, eleştirici Devamını Oku

  • duru: Bulanıklığı olmayan, temiz, berrak. Pürüzsüz (ten) Örnek: Bu, duru beyaz tenli ve kıpkızıl dudaklı bir körpe Rus kızıydı. Y. K. Karaosmanoğlu Arınmış, karışık olmayan (dil, üslup). Devamını Oku

  • bulanık: Bulanmış olan, duru olmayan Bulutlu, kapalı (hava). Devamını Oku

  • bulanıklık: Bulanık olma durumu Örnek: Bakışlarına çoktan bir ihtiyar sarhoş gözlerinin bulanıklığı gelmişti. Y. K. Karaosmanoğlu Çözünmemiş asıltının ışığı saçtırarak sıvıyı saydam göstermemesi. Berrak durumda bulunan ve içinde gözle görülen herhangi bir partikül var Devamını Oku

  • kolcu: Bir şeyi korumak için bekleyen veya kol gezen görevli, muhafız Örnek: Eski omuzdaşları gibi ne kahve ne kuşçu dükkânı açmaya ne kolcu yazılmaya ne de gazete müvezziliğine tenezzül etti. Ö. Seyfettin Hizmetçilere çalışacak ev bulan kimse. Devamını Oku

  • kolcu: Bir şeyi korumak için bekleyen veya kol gezen görevli, muhafız Örnek: Eski omuzdaşları gibi ne kahve ne kuşçu dükkânı açmaya ne kolcu yazılmaya ne de gazete müvezziliğine tenezzül etti. Ö. Seyfettin Hizmetçilere çalışacak ev bulan kimse. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar